KOCADEDEMİN KEMİKLERİ SIZLIYOR!

 

 

SEDA-15

GÜNDEME DAİR…

Sabri Beton… Mübadele ile 1930′lerda Selanik’ten göç etmiş bir muhacir… Yokluk görmüş, savaş görmüş ve bir somon ekmeğin ne kadar kıymetli olduğu bilinci ile ömrünü geçirmiş. Sonra annemin dedesi olmuş, sonra da benim kocadedem olmuş.

Hayatımıza farklı dokunuşları oldu. Onun karşısında yatarak televizyon izleyemezdin, bacak bacak üstüne atıp oturamazdın, gereksiz harcama yapamazdın, zeytini katık ederek yerdin.

Yiyeceği kadarını tabağa alır ve o tabağı bitirirdi. Ekmek konusunda ise daha fazla hassasiyeti vardı. Masada asla “tike” ekmek kalmasına izin vermezdi. Öyle ki; ekmek kırıntılarını bile parmağını ıslatır, toplar, kuşlara yem yapardı. Öylesi yokluk görmüş bir kuşaktan; bugün milyar dolarlık müsriflik yapan bir kuşağa evrilmiş ülke gerçeğini yaşıyoruz.

Geçtiğimiz hafta İzmir’de önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapıldı. Tarım sektörünün mevcut durumu ve geleceği konusu bütün yönleriyle ele alındı. Toplantıdaki en önemli satır başlığı gıda israfında sadece yüzde 2 tasarruf sağlayabilirsek 10 milyar TL gelir elde edebiliyor olmamız idi. Bu da 360 bin ailenin bir yıllık asgari gıda geçim miktarı anlamına geliyor. Rakamlarda daha ileriye gidiyorum. 25 milyar TL’lik bir tasarruf ise 900 bin ailenin 1 yıllık asgari geçimini sağlayabilecek. Bu sunum sonrasında rakamları biraz daha ayrıntılı araştırdım.
Ülkemizin küresel kriz ortamında gıda güvencesini sağlaması toplum sağlığı ve geleceğimiz için kritik önem arz ederken, Dünyada her yıl 1,3 milyar ton gıda israf ediliyor.

Gıdanın bulunabilirliği, gıdaya ulaşılabilirlik, gıdanın kalitesi ve güvenliğini kapsayan ‘gıda güvencesi’ herkesin yeterli, güvenli ve sağlıklı gıdaya kolayca ve sürdürülebilir bir şekilde ulaşma hakkı var.

Bu hakkın en temel garantörü, kaynakların temini ve sağlanması için yönetim ve denetim sorumluluğunu elinde bulunduran devletler. Yaklaşık bir milyar insan açlık sınırının altında yaşamakta. Her yıl 3 milyon çocuk açlık nedeniyle hayatını kaybetmekte. Ülkemizde ise insanlarımızın yüzde 22’si yeterli gıdaya ulaşamamakta, yüzde 8,5’i ise açlık sınırında yaşamakta. Ülkemizde ve dünyada yaşanan en büyük güvenlik sorunu gıda güvencesi.
Dünyada her yıl yaklaşık 600 milyon kişi ki bu her on kişiden birine denk gelmekte, hijyenik olmayan gıdaları tükettikten sonra hastalanmakta ve bu grup içerisinden 420 bini yaşamını yitirmekte. Sadece bu rakam gıda güvenliğinin yaşamımızın ne kadar değerli bir parçasını oluşturduğunu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Güvenilir gıda yalnızca daha iyi sağlık ve gıda güvenliği için değil, aynı zamanda geçim kaynakları, ekonomik gelişme, ticaret ve her ülkenin uluslararası itibarı için giderek daha çok önem taşımaya başlamıştır.
FAO’nun da içinde yer aldığı Küresel Gıda Krizleri Ağı’nın açıkladığı 2020 yılı raporunda; 55 ülkede 135 milyon kişinin gıda güvencesi açısından kriz düzeyinde ya da daha kötü durumda olduğu, Covid-19 salgınının da etkisiyle daha ciddi sıkıntılar yaşanabileceğini, Coronavirus salgınının gıda ticareti ve piyasalar üzerindeki etkilerinin hafifletilmesine ilişkin olarak ülkelerin gıda tedariği, küresel gıda ticareti ve gıda güvenliği üzerine ayrıca özen göstermeleri gerektiği vurgulanıyor. Gelecek ile ilgili kaygıların arttığı, içinde bulunduğumuz durumun giderek küresel bir iklim ve doğa krizine doğru gittiği gerçeği önümüzde buz gibi durmakta. İklim ve doğa krizi küresel bir problem olmakla birlikte yerel unsurların uluslararası işbirlikleri ile çözülmesinin mümkün olduğunu düşünüyorum.
Çağımızın hastalığı olan aşırı ve lüks tüketim alışkanlığı, gıdaya adil ulaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olup, bu alışkanlık gıdada israfı da beraberinde getirmekte. Yılda yaklaşık 1,3 milyar ton gıda çöpe giderek heba olurken, sadece bu tüketilmeyen ya da tüketilemeyen ve çöp olarak son bulan üretim fazlasıyla bile açlık çeken 821 milyon insanı doyurabilmek mümkün. Kocadedem, bu rakamları görseydi, içi acırdı. Şimdilerde ise kemikleri sızlıyordur!

Geçtiğimiz haftaki toplantıda Tarım ve Ormancılık Bakanı Bekir Pakdemirli, önemli bir bilgi verdi. Gıda israfının önüne geçmek için başlatılan çalışmalar da bir adım ileriye giderek özel bir bilinçlendirme kampayası başlatacaklarını anlattı. Bu kampanya önümüzdeki 2 hafta içinde kamuoyu ile paylaşılacak. Türkiye genelinde ünlü fenomenlerden de destek alınacak bu çalışma için Cano karakteri görev yapacak. Ancak burada en büyük bilinçlendirme kaynağının aile içi eğitim ve öğretmenler ile olabileceğini düşünüyorum. Çünkü çocuklar başta anneleri olmak üzere aile büyüklerini ve okullarda öğretmenleri ile okul kurallarını örnek alıyorlar. Bu nedenle bu etkinliğin asıl fenomenlerinin anneler ve öğretmenler olması gerektiğini düşünüyorum.